Ölümün Yaşı Yoktur
Aziz Müslümanlar!
Ölümün yaşı yoktur. Dünyaya gelen her insan, aslında bir ebediyet yolcusudur. Cenâb-ı Hak, ölüme ve âhirete her an hazırlıklı olalım diye, ezelde takdir ettiği ecelin vaktini biz kulları için meçhul kılmıştır.
Ayrıca ecelin bu meçhûliyeti, hayatın devâmı için de lüzumlu olan bir rahmet tecellîsidir. Zira insanoğlu ne zaman öleceğini tam olarak bilseydi, ölüme yaklaştıkça âdeta her gün ölüp ölüp dirilir, hayatın îcaplarını yerine getirecek mecâli kalmazdı. Yani insan, beşeriyet îcâbı bir gaflet vesîlesiyle hayatını huzurlu ve dengeli bir sûrette devam ettirebilmektedir. Mühim olan, bu gafleti aşırıya kaçırmamaktır.
Hz. Osman (r.a) ve Ölüm Meleği
Bu hususta Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-ʼın şu îkâzı ne kadar ibretlidir:
“Ey Âdemoğlu! Unutma ki dünyaya geldiğin günden beri, ölüm meleği peşinde dolaşıp durmaktadır. Bir yandan da senin boynundan atlayıp bir başkasını yakalamaktadır. Sen dünyada bulunduğun müddetçe bu böyle devam edecektir. Ancak bir gün gelecek ki başkalarının boynundan atlayıp seni yakalayacaktır. Bu, hiç beklemediğin bir anda olabilir. Öyleyse son nefese dâimâ hazırlıklı ol1 ve gâfil avlanmamaya çalış. Çünkü ölüm meleği, senden aslâ gâfil değildir.”
Hasan-ı Basrî Hazretleri’nin İkazı
Hasan-ı Basrî Hazretleri de şâhit olunan cenaze manzaralarından ders almamız gerektiğini söyler. Azrâil -aleyhisselâm- canı aldığında evdekiler feryat edince, o yüce melek hâl lisânı ile şöyle der:
“Siz niçin bu kadar çok ağlıyorsunuz? Ben bu insanın ne rızkını yedim, ne de ömründen kestim. Rızkı tükendi, ömrü sona erdi, emr-i Hak vâkî oldu. Boşuna ağlamayın. Ben devamlı olarak buraya gelip gidecek ve hiçbirinizi geride bırakmayacağım.”
Hasan-ı Basrî Hazretleri ekler: “Eğer ev halkı Azrâil -aleyhisselâm-’ı görseler ve dediklerini duysalardı, ölüyü unutur, kendilerine ağlarlardı!”
Kur’an-ı Kerim’de Müjde ve Teselli
Kıymetli Müminler! Rabbimiz, hazırlığını yapan kullarını şu ayetle müjdeler:
أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Biliniz ki Allâh’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.” (Yunus, 62)
Başka kimlere korku ve hüzün yoktur? Rabbimiz onları da beyan buyuruyor:
İnfak Edenler:
الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى ۙ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayanlar var ya; onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (el-Bakara, 262)
Gizli ve Açık Hayır Yapanlar:
الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“ Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarf edenler var ya; onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de çekmezler.” (el-Bakara, 274)
Dosdoğru Yaşayanlar:
إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“«Rabbimiz Allahʼtır» deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (el-Ahkāf, 13)
Islah Edenler:
يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي ۙ فَمَنْ اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
“Ey Âdemoğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim sakınır ve kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (el-Aʻrâf, 35)
Ölümün Rengi ve İki Farklı Manzara
Aziz Müminler!
Merhum Necip Fâzıl, bu dünyadaki asıl başarıyı tek bir beyitle ne güzel özetlemiş:
“O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrâil’e «hoş geldin» diyebilmekte hüner…”
Şüphesiz ki ölümü böyle bir huzur içinde karşılayabilmek, ömrünü Rabbinin rızâsı için harcayan sâlih kulların kârıdır. Vehb bin Münebbih Hazretleri, ölümün kişiye göre nasıl değiştiğini şu ibretlik kıssa ile nakleder:
Hükümdârın biri, en güzel elbiselerini giyip en gösterişli atına binerek büyük bir ihtişamla yola çıkar. Kibri ve gururu yüzünden okunmaktadır. Karşısına üstü başı perişan bir adam çıkar ve atının yularına yapışır. Hükümdar hiddetle bağırır:
“Sen de kimsin, çekil önümden!” Adam sâkince: “Sana hayatî bir sır söyleyeceğim, eğil” der. Hükümdar eğilince adam: “Ben Azrâil’im, canını almaya geldim!” diye fısıldar. Hükümdar bir anda yıkılır, “Ne olur biraz müsâade et!” diye yalvarır. Ancak ölüm meleği: “Hayır, sana müsâade yok!” der ve oracıkta canını alır.
Daha sonra Azrâil (a.s) sâlih bir müminle karşılaşır. Ona da kendisinin kim olduğunu fısıldar. Mümin kul ise büyük bir sevinçle: “Hoş geldin, ne zamandır seni bekliyordum!” der. Melek ona: “Hangi hâl üzere istersen canını öyle alayım” deyince sâlih mümin: “Abdestimi tazeleyeyim, namaza başlayayım ve başım secdede iken canımı al” der ve öylece huzura varır.
İşte Hazret-i Mevlânâ’nın şu sözü bu hakikati ne güzel açıklar:
“Herkesin ölümü kendi rengindedir. Ey ölümden korkan kişi! Sen aslında ölümden değil, kendi amellerinden korkuyorsun. Ölüm aynasında gördüğün, ölümün çehresi değil, kendi iç dünyandır.”
Amellerin Allah ve Rasûlü’ne Arz Edilmesi
Değerli kardeşlerim!
Dünyada işlediğimiz her fiil, sadece bizimle sınırlı kalmıyor. Ayet-i kerimede buyurulduğu üzere:
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ ۖ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
“De ki: (Yapacağınızı) yapın! Amelinizi Allah da Rasûl’ü de mü’minler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allâh’a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (et-Tevbe, 105)
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bu hakikati hadîs-i şerîflerinde şöyle beyan buyurur:
حَيَاتِي خَيْرٌ لَكُمْ تُحَدِّثُونَ وَيُحَدَّثُ لَكُمْ، وَوَفَاتِي خَيْرٌ لَكُمْ تُعْرَضُ عَلَيَّ أَعْمَالُكُمْ، فَمَا رَأَيْتُ مِنْ خَيْرٍ حَمِدْتُ اللَّهَ، وَمَا رَأَيْتُ مِنْ شَرٍّ اسْتَغْفَرْتُ لَكُم
“Hayatım sizin için hayırlıdır… Vefâtım da sizin için hayırlıdır. Amelleriniz bana arz edilir. Güzel bir amel gördüğümde Allâh’a hamd ederim. Kötü bir şey gördüğümde, sizin için Allâh’a istiğfâr ederim.” (Bezzâr)
Yine bir başka hadisinde Efendimiz şöyle buyurur:
إِنَّ أَعْمَالَكُمْ تُعْرَضُ عَلَى أَقَارِبِكُمْ وَعَشَائِرِكُمْ مِنَ الْأَمْوَاتِ، فَإِنْ كَانَ خَيْرًا اسْتَبْشَرُوا بِهِ، وَإِنْ كَانَ غَيْرَ ذَلِكَ قَالُوا: اللَّهُمَّ لَا تُمِتْهُمْ حَتَّى تَهْدِيَهُمْ كَمَا هَدَيْتَنَا1
“Sizin amelleriniz vefât eden akrabalarınıza arz edilir. Eğer amelleriniz hayırlı ise onunla sevinirler. Hayırlı değilse; «Allâh’ım, bizi hidâyete erdirdiğin gibi onları da hidâyete erdirmeden canlarını alma!» diye duâ ederler.” (Ahmed bin Hanbel)
Müminlerin Şahitliği
Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur: “Öyle fazîletli bir hayat yaşa ki vefât ettiğin zaman insanlar seni rahmet ve hasretle yâd etsinler.” Çünkü müminlerin şahitliği Hak katında makbuldür. Nitekim Peygamber Efendimiz yanından geçen bir cenaze hayırla yâd edilince: «وَجَبَتْ» (Vâcib oldu, kesinleşti!) buyurmuş; kötülenen bir cenaze için de aynı sözü söylemiştir. Sahabe nedenini sorunca Efendimiz şöyle buyurmuştur:
هَذَا أَثْنَيْتُمْ عَلَيْهِ خَيْرًا فَوَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ، وَهَذَا أَثْنَيْتُمْ عَلَيْهِ شَرًّا فَوَجَبَتْ لَهُ النَّارُ، أَنْتُمْ شُهَدَاءُ اللَّهِ فِي الْأَرْضِ
“Önce geçen cenâzeyi hayırla yâd ettiniz, bu sebeple onun Cennet’e girmesi kesinleşti. Sonrakinin de kötülüğünden bahsettiniz, onun da Cehennem’e girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), Allâh’ın yeryüzündeki şâhitlerisiniz.” (Buhârî, Müslim
Güzel Şahitliğin Vesileleri
Muhterem Müslümanlar!
Mümin, sadece kendi ibadetinden değil, çevresinde bıraktığı intibadan da sorumludur. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir müminin imanına şahitlik etmenin en somut yollarından birini şöyle beyan buyurur:
إِذَا رَأَيْتُمُ الرَّجُلَ يَعْتَادُ الْمَسَاجِدَ فَاشْهَدُوا لَهُ بِالْإِيمَانِ
“Bir kimsenin câmilere gitmeyi îtiyad hâline getirdiğini görürseniz, onun îmanlı olduğuna şâhitlik edin.” (İbn-i Mâce) Çünkü Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ
“Allâh’ın mescidlerini ancak Allâh’a ve âhiret gününe îmân edenler îmâr eder…” (et-Tevbe, 18)
Demek ki camiye, cemaate müdavim olmak sadece ferdî bir ibadet değil, aynı zamanda müminler için güzel bir şahitlik vesilesidir. Mümin, beşerî münasebetlerinde, komşuluğunda ve alışverişinde de öyle nazik ve dürüst olmalıdır ki, arkasında bıraktığı insanlar onun rahmetle yâd etsinler. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur ki:
“Sâlih ve sâdık insanlarla beraber olun… İnsanlar hayatta iken sizleri özlesinler, vefât ettiğinizde de sizlere hasret duysunlar.”
Şeb-i Arûs: Düğün Gecesi
Hak dostları için ölüm, korkulacak bir ayrılık değil, bilâkis “En Yüce Dost”a (Refîk-ı Âlâ) kavuşma anıdır. Mevlânâ Hazretleri bu vuslatı şu veciz sözlerle anlatır:
“Öldüğüm gün sakın ola ki ağlama; «Yazık, vah-vah!» deme! Bilesin ki o vakit, benim ayrılık vaktim değil, Rabbimle buluşma, yani vuslat vaktimdir! Mezar bir perdedir ki onun arkasında Cennet’in huzuru vardır! Tohum toprağa düşse onun için «öldü» denebilir mi? Bil ki ölüm, has kullar için şeker gibi tatlıdır.”
Şair Yahya Kemal de bu huzuru ne güzel tasvir eder:
Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde,
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter…
Son İkazlar ve Muhasebe
Değerli kardeşlerim!
Bugün aldığımız her vefat haberi, işittiğimiz her selâ ve gördüğümüz her cenaze aslında bizlere şu sessiz nasihati fısıldamaktadır:
“Ey ziyaretçi! Dün ben senin gibiydim. Gâfil olma, yarın da sen benim gibi olacaksın!”
Vedâ Hutbesi’nde Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bizlere en büyük tembihi yapmıştır:
فَلَا تُسَوِّدُوا وَجْهِي
“Sakın (günah işleyerek mahşer günü) yüzümü kara çıkarmayın!”
Amellerimizin Allah’a, Rasûlʼüne ve mü’minlere arz edileceği o gün gelmeden evvel; elimizdeki imkânları cömertçe infak etmeli, Kur’ân ve Sünnet istikâmetinde bir hayat sürmeli ve hâlimizi ıslah etmeliyiz.
Dua
Rabbimiz! Bizleri son nefes eşiğini iman selâmetiyle aşan kullarından eyle. Ölümü bizlere korkunç bir azap yolculuğu değil, mümince bir bayram sabahı kıl. Bizleri ardından nefretle değil, hayır ve rahmetle yâd edilen sâlih kullarından eyle.
Sen bizleri, o büyük mahşer gününde korkudan ve üzüntüden emin kıldığın dostlarının zümresine ilhak eyle. Gaflet uykusundan uyandır, ecel senedinin vâdesi dolmadan evvel hazırlığımızı tamamlamayı nasip eyle.
Âmîn ve selâmün ale’l-mürselîn, ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn. el-Fâtiha.
Kaynak: Altınoluk Dergisi
Örnek Vaazlar