Değerli Müslüman kardeşlerim, size şunu soruyorum: Birisi size çok büyük bir para teklif etse — bir milyon dolar — ama şartı şu olsa: bu parayı harcamak için yalnızca bir gününüz kalacak, yani bir milyon dolar alacaksınız fakat 24 saat sonra bu dünyadan ayrılacaksınız. Allah adına soruyorum, akıl sahibi herhangi bir insana — Müslüman olsun olmasın — bu soru sorulsa, kaç kişi hayatının geri kalanını feda ederek bu muazzam parayı kabul eder? Zannederim neredeyse hiç kimse, 24 saati kalmışken bir milyon doları kabul etmeye razı olmaz. Üstelik işin garibi şu ki, parayı artırıp saati azaltsanız — “Size 10 milyon vereyim ama 10 saatiniz kalsın”, “Bir milyar vereyim ama 1 saatiniz kalsın” desem — Allah adına soruyorum, hangi akıllı, aklı başında insan bu kadar parayı kabul edip hayatından vazgeçer?
Bu varsayımsal soru bize şunu gösteriyor: Vakit, paradan sonsuz derecede daha kıymetlidir. 24 saatimiz kalsa bile bir milyon dolar karşılığında zamanımızdan vazgeçmeyiz. Çünkü zaman çoğaltılamaz, yerine konulamaz, yenilenemez. Oysa mal ve servet gelir gider; onu kazanırız, miras alırız, yeniden üretiriz. Zamanın böyle bir özelliği yoktur. Malının bir kısmını kaybeden bir tüccar onu telafi etmeye çalışabilir; fakat ne kadar zengin olursanız olun, harcadığınız bir saati geri getiremezsiniz. Zaman geçtiğinde asla geri gelmez.
Vaktin olmadıktan sonra hiçbir şeye sahip olmanın anlamı yoktur. Fakat vaktiniz varsa, her şeyi elde etmeye çalışabilirsiniz. Vakit olmadan servetin, sağlığın, ilişkilerin bir anlamı yoktur; ama vakit varsa sağlığınızı düzeltebilir, ilişkilerinize yatırım yapabilir, servet oluşturabilirsiniz. Demek ki zaman, bu dünyanın ve — daha da önemlisi — ahiretin her nimetini satın aldığımız paradır. Zaman, sahip olduğumuz diğer her şeyden daha kıymetli, daha bereketli ve daha faydalıdır.
Bu yüzden Kur’an, zaman üzerine yeminlerle doludur. Allah ancak saygıya layık olan şeyler üzerine yemin eder; yemin ettiğinde bunun üzerinde düşünmemizi ister. Bakın Kur’an’daki yeminlerin ne kadarı zamanla ilgilidir: Kur’an’da Allah Teâlâ birçok yerde zamana ve zamanın farklı dilimlerine yemin eder. Bu yeminler, zamanın Allah katındaki değerine dikkat çekmek ve insanı onun üzerinde düşünmeye davet etmek içindir. Örneğin Leyl Suresi‘nde “Örttüğü zaman geceye andolsun” (وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَىٰ) ve “Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun” (وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّىٰ) buyrularak gece ve gündüz üzerine yemin edilir. Şems Suresi‘nde “Güneşe ve onun aydınlığına andolsun” (وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا) ve “Onu izlediği zaman aya andolsun” (وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا) ifadeleriyle güneş ve ay zikredilir. Fecr Suresi “Fecre (tan vaktine) andolsun” (وَالْفَجْرِ) diye başlarken, Duhâ Suresi “Kuşluk vaktine andolsun” (وَالضُّحَىٰ) buyurur. Bütün bunların yanında, Asr Suresi ise tek bir kelimeyle “Asra (zamana) andolsun” (وَالْعَصْرِ) diyerek zamanın insan hayatındaki vazgeçilmez değerini en güçlü şekilde vurgular.
Bu nedenle değerli kardeşlerim, bu vaazda kendimize zamanın önemini ve nimetini, vaktimizi hikmetle yönetmenin gereğini hatırlatalım. Çünkü nihayetinde her birimiz, sınırlı ve sonlu bir zaman miktarından başka bir şey değiliz. Hayatımız nedir? Hayatımız, kayıt altına alınmış, kesin bir sayı olan saatlerden, günlerden, haftalardan, aylardan ve yıllardan ibarettir. Bu sayı değiştirilemez; kesin bir sayıdır. Ben bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz; fakat takdir edilmiş bir sayıdır. O sayının saati aleyhimize işlemektedir. Her geçen gün, her geçen saat o sayı azalır. Ve ne yaparsak yapalım, o zamanı ne ileri ne de geri alabiliriz. Allah, ölüm meleğiyle karşılaşacağımız vakti takdir ettiğinde, o vakitte karşılaşırız. Hiçbir şey o vakti değiştiremez.
Sübhanallah, ne ilginçtir ki, birinin herhangi bir kaynağı hikmetsizce kullandığını gördüğümüzde büyükler, hikmet sahibi insanlar o kişiyi uyarır. İlk maaşını alan gençlerimizi görürüz; genelde bir şeye para saçarlar. Büyükler ne der? “Evladım, para sınırlıdır, parayı akıllıca kullan.” Nasihat ederiz, hatırlatırız. Bir servete konup sonra o serveti hikmetsizce harcayan birini gördüğümüzde de bir hayal kırıklığı hissederiz: “Bu insan bunu fark etmiyor mu?” Peki hiç aynanın karşısına geçtik mi? Hiç düşündük mü ki, biz vaktimizi o gençlerin parayı harcadığından daha savurgan biçimde harcıyoruz? Üstelik para en azından geri gelebilir; harcadığımız vakit asla geri gelmez.
Başkalarını kınamak yerine, önce kendimizden başlayalım. Biz, gençlerin parayı israf ettiğinden daha fazla şeyi vaktimizde israf ediyoruz. Yaşlandıkça da elimizdeki vakit azalıyor. Değerli kardeşlerim, hayatlarının erken döneminde çok fazla vakit harcamış olanlar, geri kalan hayatlarında bunu telafi etsinler; çünkü her geçen gün bu dünyada daha az vaktimiz kaldığı anlamına gelir.
Allah’ın rahmetinin bir tecellisi de kıyamet gününde insanın yaşayacağı en büyük pişmanlıklardan birini daha bu dünyadayken bize haber vermesidir. Kur’an’da, inkâr eden veya hayatını boşa harcayan kimselerin o gün en büyük arzularının servet, makam veya dünya nimetleri değil; kendilerine yeniden zaman verilmesi olduğu anlatılır. Çünkü onlar, kendilerine verilen ömrü Allah’ın rızasına uygun şekilde değerlendiremediklerini anlayacaklardır. Nitekim Mü’minûn Suresi 99-100. ayetlerde şöyle buyrulur:
حَتَّىٰ إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّا ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا
“Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde, ‘Rabbim! Beni geri gönder; umulur ki terk ettiğim dünyada salih amel işlerim.’ der. Hayır! Bu, onun söylediği boş bir sözdür…” (Mü’minûn, 23:99-100)
Yine Münâfikûn Suresi 10. ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَأَنْفِقُوا مِنْ مَا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا أَخَّرْتَنِي إِلَىٰ أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ
“Size verdiğimiz rızıktan infak edin; yoksa içinizden birine ölüm gelip de, ‘Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de sadaka versem ve salihlerden olsam.’ demesinden önce.” (Münâfikûn, 63:10)
Bu ayetler, geri getirilemeyecek en büyük sermayenin zaman olduğunu ve müminin elindeki ömrü hikmetle değerlendirerek kıyamet günü pişmanlık duyanlardan olmaması gerektiğini açıkça hatırlatmaktadır.
Bu dünyadaki vaktimiz sınırlı olsa da Allah bu miktarı bizden gizlemiştir; bu O’nun hikmeti ve rahmetidir. Çünkü eğer o vakti bilseydik, sadece hayatımızı farklı yaşamakla kalmaz, aynı zamanda panik ve dehşet içinde olurduk. Bunu bilmemekte de bir rahmet vardır. Vaktimiz geldiğinde, artık burada değiliz. Kimimiz erken gider, kimimiz hayatın ortasında, kimimiz hayatının sonunda, uzun bir ömürden sonra gider. Kimimiz uzun bir hastalıktan sonra, kimimiz beklenmedik bir kazada aniden gider. Ama hepimiz gideriz. Zamanın sonunun kaçınılmazlığı hepimizin kabul ettiği bir gerçektir.
Fakat garip bir gerçek daha vardır: Ne kadar vaktimiz olduğunu bilmesek de her zaman biriminde Allah hepimizi eşit şekilde nimetlendirmiştir — ki bu, zamana özgü bir şeydir. Allah herkese aynı serveti vermemiştir, aynı güzelliği vermemiştir, aynı yetenekleri, aynı zekâyı vermemiştir; herkes farklıdır. Fakat söz konusu zaman olduğunda — her gün, her ay, her yıl — bu, en azından miktar olarak (uzunluk olarak değil) eşit paylaştırılmıştır. Ömrümüzün uzunluğu farklıdır ama her gün, şu anda hepimiz eşit derecede nimetlendirilmişizdir. Aramızda hiç kimse diğerinden daha fazla nimetlendirilmiş değildir. Zaman birim başına eşit paylaştırılmıştır.
O halde soru şudur: Vaktimizle ne yapıyoruz? İşte burada kendimize hatırlatmalıyız ki mesele vaktin miktarı değil, vaktimize nasıl yatırım yaptığımızın kalitesidir. Ne kadar vaktimiz olduğu tamamen ilgisizdir; önemli olan, o zaman birimlerini nasıl kullandığımızdır. İşte takva orada gösterilir, mirası orada bırakılır.
Bu, özellikle içinde bulunduğumuz mevsim açısından önemlidir; yaz mevsimine giriyoruz. Geleceğimiz olan gençlerimiz, kardeşlerimiz, önümüzdeki iki üç ay boyunca serbest zamana sahip olacaklar ve bu vakte yatırım yapma fırsatı bulacaklar. Bu fırsat asla geri gelmeyecek. Ey gençler, beni dinleyin. İster 12, ister 15, ister 17 yaşında olun, bu yılın yazı size asla geri dönmeyecek. Bu yazı nasıl geçirdiğiniz, Allah’ın size bahşettiği bu serbest vaktin nimetini nasıl kullandığınız, bir kereye mahsus olacak. Her yıl farklı bir fırsat sunar ve bu yıl bu fırsat sizi bekliyor.
Öyleyse vaktin en iyi yatırımları nelerdir? Bunlardan dördünü zikredelim.
Birincisi: Vaktimizin en önemli yatırımlarından biri, faydalı ilim öğrenmeye, yeni bir beceri kazanmaya, dinimize ve dünyamıza fayda sağlayacak yeni bir alanı keşfetmeye vakit ayırmaktır. Vaktimizi bize fayda sağlayacak şeylerle geçirelim; ister dinî bir şey olsun — Kur’an ezberlemek gibi — ister bir beceri seti olsun, bir şeyler öğrenelim. Sizler, ey genç kardeşlerim, önünüzde henüz almadığınız dersler, henüz keşfetmediğiniz bilimler olan yeni bir yıla giriyorsunuz. Bu yazı, bu yeni derslerle geçirin. Okuyun, belgeseller izleyin. Ailenizden, vaktinizi değerlendirecek bir şeye yatırım yapmalarını isteyin ki size fayda sağlayacak bir şey öğrenesiniz. Belki bu yaz öğrendiğiniz şey, hayatınızın gidişatını değiştirecek. Belki yeni bir ilgi alanı açılacak ve bu, kariyeriniz, uzmanlık alanınız olacak. Öyleyse vaktinizi ilme, size fayda sağlayacak şeylere yatırın. Geçmişin büyük alimlerinden İmam Ahmed’e “Ne kadar süre öğrenmeye devam edeceksin?” diye sorulduğunda şöyle demiştir: “Doğumdan ölüme kadar hep öğrenmekle meşgul olacağız.” Modern psikologlar da der ki: Sürekli öğrenen kişinin kalbi hep genç, çocuksu bir kalp olarak kalır. Sürekli öğrenen, sürekli meraklı, sürekli araştıran kişinin ruhu genç kalır. Bir bilge de şöyle demiştir: “Hayatını sanki son gününmüş gibi yaşa; yarın öleceksin. Ama sanki sonsuza kadar yaşayacakmışsın gibi bir şey öğren.” Hayatını akıllıca yaşa, ama öğrendiğinde sanki sonsuza dek yaşayacakmışsın gibi öğren. Sana fayda sağlayacak bir beceri, bir ilim edin. Bu, vaktimize yatırımın birinci alanıdır.
İkincisi: Bildiğinizi uygulayın. Teorik bilgiyi amelle takip edin. İlminizi pratiğe dökün. Bir şey öğrendiğinizde — ister İslamî bir bilgi olsun ister dinî olmayan sıradan bir bilgi olsun — onu hayatınızı değiştirmek için kullanın. Alimlerimiz derler ki: İlmin amacı ameldir. Eğer ilim, davranışta bir değişiklikle takip edilmezse, o ilim sizden kaybolur gider. Kafanızdaki ilmin amacı, davranışlarınızı, yaşam tarzınızı dönüştürmesidir. Daha bilge olacaksınız, daha akıllı olacaksınız, vakit yönetiminde daha iyi olacaksınız. Dini ve dünyevi açıdan faydalı işler yapacaksınız. Temel bir İslamî bilgi öğrendiğinizde, ahlakınız değişmeli, ibadetleriniz değişmeli. Herhangi bir dünyevi bilim öğrendiğinizde, bunu kendinize ve başkalarına fayda sağlamak için kullanmalısınız. İşte ikinci madde: Bildiğiniz ilmi uygulayın, hayata geçirin. Öğrendiğiniz teorinin gerçekliğini gösterin; bu, hem sizi hem de başkalarını daha iyi hale getirecektir.
Üçüncüsü: Bildikten ve uyguladıktan sonra — yani bilgiden uygulamaya geçtikten sonra — şimdi başka insanlarda bir değişim meydana getirin, başkalarını etkileyin, başkalarına yardım edin, çevrenizde, ailenizde, kardeşlerinizde, arkadaşlarınızda, toplumunuzda olumlu bir değişim meydana getirin. Değişim yaratan kişi olun. Başkalarına fayda sağlayan kişi olun. İlim ve uygulama, doğal olarak başkalarını etkilemeye götürür. Gerçek lider, gerçek miras bırakan kişi şunu anlar: “Benim yaşayacağım tek bir hayatım var; fakat başkalarını etkilersem, benim tek hayatım on kişiye, yüz kişiye, milyon kişiye ulaşır.”
En başarılı insan, yalnızca kendi hayatında iyilik yapan değil, aynı zamanda başkalarının da hidayetine, hayrına ve güzel amellerine vesile olan kişidir. Böylece tek bir ömre sığan iyilik, kendisinden sonra da başkalarının hayatında yaşamaya devam eder. Nitekim Allah Teâlâ, insanları hakka davet etmenin önemini şöyle bildirir:
قُلْ هَـٰذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي
“De ki: İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar, basiret üzere Allah’a davet ederiz.” (Kur’an, Yûsuf Suresi 12:108)
Allah Resûlü ﷺ de insanları hayra yönlendirmenin değerini şu hadis-i şerifle ifade etmiştir:
مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ
“Kim bir hayra vesile olursa, onu yapanın sevabı kadar sevap alır.” (Sahih Müslim)
Bu nedenle bir insana ilim öğretmek, onu ibadete teşvik etmek, güzel bir ahlâka yönlendirmek veya Allah’ın dinini ulaştırmak, sadece o anla sınırlı kalmayan; etkisi yıllarca, hatta nesiller boyunca devam edebilecek bir sadaka-i câriye hükmündedir. Mümin, ömrünü yalnızca kendi amellerini artırmaya değil, başkalarının da hayır işlemesine vesile olmaya gayret ederek bereketlendirmelidir.
Gerçekten etkili bir insan olmak, vaktinize maksimum yatırımı yapmak ister misiniz? O halde vaktinizi başkalarının vaktini etkilemek için kullanın. Bir saatinizi kullanın ki başka on insanın on saati sizin sayenizde değişsin. Şimdi siz bir saat harcadınız ama on insanın hayatında on saatlik bir etki oluştu. Onlar da başkalarını etkilediğinde, size bir zincir gelir. Bu, iflas etmeyen helal bir “Ponzi düzeni”dir. Allah her seviyede verir, verir, verir; işte Allah subhanehu ve teâlânın keremi budur.
Dördüncüsü: Bilirsiniz, uygularsınız, etkilersiniz ve bir miras bırakırsınız; sonra dördüncü madde: Bu dünyadan ayrılana kadar yukarıdaki üç şeyi yapmayı bırakmazsınız. Öğrenmeye devam edersiniz, ne öğrettiğinizi uygulamaya devam edersiniz ve bu dünyadan ayrılana kadar başkalarını etkilemeye devam edersiniz. Bunu yaparsanız, siz gitseniz bile etkiniz ve mirasınız, vaktinize yaptığınız yatırım size geri dönmeye devam eder. Siz gitmiş olsanız bile mirasınız kalır. Vaktinize yaptığınız yatırım, ektiğiniz tohumdan büyüyen ve siz orada olmasanız bile meyve vermeye devam eden bir ağaç gibidir.
Değerli kardeşlerim, bu dört madde, vaktin en büyük etkisi ve en büyük yatırımıdır ve hepimizin bildiği bir surede özetlenmiştir: Asr Suresi.
العصر (Asr Suresi):
وَٱلْعَصْرِ ﴿١﴾ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَفِى خُسْرٍ ﴿٢﴾ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ ﴿٣﴾
“Asra andolsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.”
İşte bu dört şey: İman etmek (ilim ve inanç), salih amel işlemek (uygulama), hakkı tavsiye etmek (başkalarını etkilemek) ve sabrı tavsiye etmek (bunu ölene dek sürdürmek). Bu dört maddeyi hem dinî hem dünyevi alana uyarlayabilirsiniz. Dinî olarak: İslam’ı öğren, İslam’ı yaşa, İslam’ı tebliğ et ve ölene kadar bunu sürdür. Dünyevi olarak: İyi bir ilim öğren, faydalı bir şey öğren, o alanda en iyi ol, o konuda ustalaş, başkalarını buna çağır, başkalarına öğret ve seni geride bırakacak bir miras oluştur, böylece en büyük insan olursun. Bu gerçeği, dünyanın tüm etkili insanlarında görürüz — din alanında etkili olanlarda da, tıp, teknoloji ve sanat alanında etkili olanlarda da. Yaptıkları şey bu dört şeydir: İlim edinmek, onu uygulamak ve mükemmelleştirmek, başkalarını buna davet etmek ve Rabbine kavuşana kadar bunu sürdürmek.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize şunu hatırlatmıştır: İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların kıymetini takdir etmede aldanmıştır. Bu iki nimeti ucuz sanırlar, oysa bunlar en kıymetli şeylerdir. Nedir bunlar?
نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ
“İki nimet vardır ki insanların çoğu (bu nimetlerin kıymetini bilmemekte) aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî)
Sağlık — onu kaybedene kadar kıymetini bilmezsiniz. Boş vakit — o elinizden alınana kadar kıymetini bilmezsiniz. Allah subhanehu ve teâlâ bizi bu iki nimetin kıymetini bilenlerden eylesin. Allah bizi Kur’an vasıtasıyla ve Kur’an’ın ayetlerini anlayıp uygulayan ve haramdan sakınan kişilerden eylesin. Allah’tan mağfiret dilerim, siz de O’ndan dileyin. Ve elhamdülillah.
Vakit Yönetimi
Vaktin önemini anladıktan sonra, artık her birimiz vakit yönetimimiz hakkında kişisel bir değerlendirme yapmalıyız. Vaktimizi nasıl kullanıyoruz? Vaktimizi neye yatırıyoruz? Bunu sizin adınıza kimse yapamaz; ancak siz yapabilirsiniz. Yardım alabilirsiniz, kitaplar okuyabilirsiniz, sohbetler dinleyebilirsiniz, ailenizden ve arkadaşlarınızdan tavsiye alabilirsiniz. Ama nihayetinde vaktinizin yöneticisi sizsiniz, benim vaktimin yöneticisi de benim.
Öyleyse her birimiz görevlerimize öncelik vermeliyiz. Bakarsanız, dinimizin tamamı vakit yönetimiyle ilgilidir. Bütün ibadetlerimiz saat gibi işler. Neden günde beş vakit namazımız var sanıyorsunuz? Neden zekâtımız yıllık, haccımız ömürde bir kez? Hepsi zaman etrafında döner, size vakti hatırlatmak için. Zaman, size “İşte, namaz vaktin geldi” demeyi hatırlatmak için tasarlanmıştır. Öyleyse görevlerinize öncelik verin. Amellerinizi vakit etrafında düzenleyin. Namazlar size bir program vermek, bir şablon sunmak, vaktin sınırlı olduğunu, geçmekte olduğunu hatırlatmak için vardır. Öyleyse namazlarınızı vaktinde kılın ve dünyevi işlerinizi bu namazlar etrafında planlayın.
Değerli kardeşlerim, şunu da fark edin ki vakit yönetimi kişiden kişiye değişir. Fakat evrensel olan bazı kurallar vardır. Bu kurallardan biri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin bize bildirdiği şudur: Bir şeyi başarmak için en bereketli vakit, sabahın erken saatleridir. Şöyle buyurmuştur:
اللَّهُمَّ بَارِكْ لِأُمَّتِي فِي بُكُورِهَا
“Allah’ım, ümmetime sabahın erken saatlerinde bereket ver.”
En önemli işlerinizi, en zor görevlerinizi o vakitte yapın. Bir programınızın olduğundan emin olun; hayatınızda son teslim tarihleri olsun. Günlük, haftalık ve aylık yapılacaklar listeniz olsun. Neyi başarmam gerekiyor? Ve her gün bu listeyi kontrol ettiğinizden emin olun. Denildiği gibi: “Hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekin.”
حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا
“Siz hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” (Hz. Ömer radıyallahu anh’a atfedilen söz.)
Hesaba çekmek, vaktinizi de hesaba çekmek demektir. Vakit yönetimi… Bu dünyada vakit yönetimine yatırım yapanlar, ahirette en mutlu olacak olanlardır. Vakit yönetimi çizelgenizde becerilerinizin, bu dünya ve ahiretteki arzularınızın olduğundan emin olun. Dünya ve dinin bir arada olsun. Bu yıl, bu yaz ne başarmayı umuyorsunuz? Hangi beceriyi kazanmak istiyorsunuz? Hangi dinî alışkanlığı edinmek istiyorsunuz? İşte o beceri setine böyle ulaşırız. Olumlu bir şey hedefleyin, onu zaman çizelgenize dahil edin. Vaktimizi israf etmediğimizden emin olalım.
Vakit yönetimimizin önündeki en büyük engellerden biri, vaktimizi, bir gencin parayı hiçbir sebep olmadan israf etmesinden daha fazla israf etmemizdir. Ve vaktimizin katilleri konusunda çok dikkatli olmalıyız: Sosyal medya. Telefonumuz, uygulamalarımız, sosyal medyamız kadar vaktimizi öldüren hiçbir şey yoktur. TikTok, Instagram, Facebook veya günlük akışımız olsun, kaydırıp dururuz. Günler geçer ve hiçbir şey başarılmaz. Neden? Çünkü herhangi bir vizyon olmadan, düşüncesizce kaydırıp duruyoruz. Vaktin kıymetli olduğunu gerçekten anlayan kişi şunu anlar: Medyanızda kaydırmak, tam anlamıyla parayı alıp sebepsiz yere yakmak gibidir. Ne kazandınız? Ne başardınız? Hikmet sahibi kişi, helal eğlenceyi görevlerinin, önceliklerinin içinde programlar. Kimse helal eğlence olmasın demiyor; hayır, ama bunun programlanması gerekir. Vaciplere öncelik verin. Allah’ın bizden yapmamızı istediklerine öncelik verin. Başkalarına karşı görevlerimize öncelik verin: rızkımızı kazanmak, ilişkilere yatırım yapmak. Sağlıklı bir evlilik vakit ister. Çocuk yetiştirmek vakit ister. İyi bir arkadaş olmak vakit ister. Bu, size yaptığınız vakit yatırımının karşılığını verecek bir yatırımdır.
Öyleyse vaktinizi faydalı olanla doldurun. Her gece uyumadan önce bir hesap yapın: “Bugün ne israf ettim ki yarın bunu yapmamalıyım?” Çünkü her geçen gün, sonlu vakit miktarımız azalıyor.
Değerli kardeşlerim, mesele saatlerin miktarı değil, nasıl harcadığımızın kalitesidir. Ümmetimizin en büyük alimlerinden, en etkili insanlarından bazıları uzun ömür sürmemiştir; fakat vakitlerini kaliteli bir şekilde yatırdılar. İmam Şafii nispeten genç yaşta vefat etmiştir, ama kitapları dünyayı doldurmuştur. Başka birçok örnek de vardır. Malcolm X, hayran olduğumuz, saygı duyduğumuz, örnek aldığımız biri — biliyorsunuz ki 39 yaşında suikaste kurban gitmiştir. 39 yaşında! Bu salondaki birçoğumuz ondan çok daha yaşlıyız. 39 yaşındaki mirası, bizim başaramadığımız bir şeydir. Üstelik İslam’ı ancak 20’li yaşlarının sonlarında kabul etmiştir. Bir on yıl, on beş yıl gibi kısa bir sürede önce Nation of Islam’a girmiş, sonra vefatından sadece iki yıl önce Sünni İslam’ı kabul etmiştir. Bakın bu kadar kısa bir sürede bıraktığı mirasa. Mesele saatlerin miktarı değil; o vaktinizle ne yaptığınızın kalitesidir.
Değerli kardeşlerim, vakit müminin en kıymetli varlığıdır. Her saniye, her dakika, her saat ya ilme ya amele ya hizmete ya da sebata yönlendirilmelidir — bu dört şeye: İlim veya amel, başkalarına hizmet veya yaptığınız işte sebatkâr olmak. Bunu yaparsanız, vaktini hikmetle yatıranlardan olursunuz. Vaktinizi hikmetle yatırdığınızda, o vakitten en büyük faydayı devşirirsiniz; en büyük mirası bırakırsınız ve en önemli izleri geride bırakırsınız. En önemlisi, kıyamet gününde en mutlu olanlardan olursunuz; çünkü vaktinizi Allah subhanehu ve teâlânın razı olacağı bir şekilde kullanmış olacaksınız.
Allah bizi vaktimizi en hikmetli şekilde kullananlardan eylesin. Âmin.
Örnek Vaazlar