SALİH ARKADAŞ VE DOSTLARIN FAYDASI VAAZ

Hamd, tüm âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam, Peygamberimiz Muhammed’in, ailesinin, ashabının ve kıyamete kadar ona hakkıyla tabi olanların üzerine olsun.

Aziz Müminler!

Âdemoğlu, arkadaşlık ve dostluğu sevecek şekilde yaratılmıştır. Hikmet sahibi kimse, hem dünyasında hem ahiretinde kendisine fayda sağlayacak dostlar arar. İnsanlardan kimi, asil, salih ve doğru sözlü kimseleri dost edinir; böylece birbirlerine fayda sağlarlar. Kimi de dünyanın parıltısına aldanıp yalnız nefsinin arzusunu tatmin etmek ister; kötü kimseleri ve haddi aşanları dost edinir, birbirlerine zarar verir ve birbirlerini Allah’tan gittikçe uzaklaştırırlar.

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurur:

“Ey oğul! Gâfil kişilerle arkadaşlık etmen, sâlih kişiler hakkında seni sû-i zanna düşürür. Hep gaflete dalan kimselerle beraber oldukça, hayırlı ve sâlih kişiler seni de kötü biri olarak görürler. Ayrıca sen de, kendileriyle arkadaşlık etmiş olduğun gâfil kimselerin tesiriyle, sâlih ve hayırlı kişiler hakkında yanlış düşüncelere kapılabilirsin. Bu itibarla, şer ehliyle düşüp kalkma!”

Muhabbet ve ülfet, kalpler arasında yakınlık peydâ eder. Bu yakınlık da, zamanla aynîleşmeye götürür. Nitekim hadîs-i şerîfte:

“Kişi dostunun dîni üzeredir. Onun için her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin!” buyrulmuştur. (Ebû Dâvûd, Edeb, 16/4833)

Dolayısıyla kötü kimselerle dostluktan ve günahların işlendiği mekânların civârında dolaşmaktan, titizlikle sakınmak îcâb eder. Zira şer ehlinin çirkinliklerine bulaşılmasa bile, onların yakınında bulunmak, en azından töhmete sebebiyet verir.

Câfer-i Sâdık Hazretleri der ki:

“Babam beni üç şeyle terbiye etti. Bana dedi ki:

  • Oğlum! Gâfil ve fâsık arkadaşla beraber olan, selâmette olmaz.
  • Günah işlenen yerlere girip çıkan, zan altında kalır.
  • Diline sahip olmayan, pişman olur!”

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri de gâfil ve fâsık kimselerle ülfet ve yakınlığın, kişinin mâneviyâtına zararı hususunda şu misâli verir:

“Kumarbazlarla oturup kalkan kimse, belki kumar oynamaz. Böylece kendisini kirlenmemiş zannedebilir. Lâkin kumarbazlarla beraber olduğu müddetçe, onlardan menfî tesir alarak, kumar oynamayı zamanla hoş görmeye başlar. Bu ise mânevî bir yıkımdır.”

Zira böyle bir durum, kişinin zaman içinde günahları hafif görmesine ve o yanlışlardan sakınma hassâsiyetini kaybetmesine sebebiyet verir.

Meselâ Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede;

“Zinâya yaklaşmayın!..” (el-İsrâ, 32) buyurur. Çünkü yaklaşanın, iffet duygusu bozulacağı için, o günaha düşmesi kuvvetle muhtemeldir.

Gâfilâne bir şekilde uçurumların kenarında dolaşanların, er ya da geç, ayaklarının kayıp aşağıya yuvarlanacakları mâlumdur. Bu itibarla insanları mânen ayak kaymalarına sürükleyen tesirlerin en başında da, günah ve şer ehliyle yakınlık ve onlarla ülfet etmek gelir. Gâfil ve fâsıkların zâhiren iyilik gibi görünen davranışları bile, ona muhatap olanların mâneviyâtına zarar verir. Nitekim bu hikmete binâen bir hadîs-i şerîfte:

“Allâh’ım! Hiçbir fâcirin iyiliğini bana nasîb eyleme ki kalbimde ona karşı bir muhabbet uyanmasın!” buyrulduğu bildirilmektedir.

Velhâsıl, nasıl ki tıpta “koruyucu hekimlik” gereği, hastalığa yakalanmamak için mikroplu mekânlardan uzak durmak, temizliğe dikkat etmek, virüslere karşı vücudun savunma sistemini güçlü tutmak, birer önleyici tedbir olarak şart ise; bir müslümanın da, günahlara ve şer ehline karşı, bilhassa da günümüzün en yaygın âfetlerinden olan televizyon, internet ve modaların menfî tesirlerine karşı, buna benzer bir sakınma duygusuna sahip olması şarttır.

İyi arkadaş ve dostlar, hem bu dünyada hem ahirette Allah’ın bir nimetidir. Yüce Allah şöyle buyurur:

“ٱلْأَخِلَّآءُ يَوْمَئِذٍۭ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا ٱلْمُتَّقِينَ”

“O gün, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar birbirine düşman olurlar.” (Zuhruf, 43/67)

Kötülerle kurulan dostluk, kıyamet gününde pişmanlık ve hüzün kaynağı olacaktır. Yüce Allah şöyle buyurur:

“وَيَوْمَ يَعَضُّ ٱلظَّالِمُ عَلَىٰ يَدَيْهِ يَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى ٱتَّخَذْتُ مَعَ ٱلرَّسُولِ سَبِيلًا يَـٰوَيْلَتَىٰ لَيْتَنِى لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا لَّقَدْ أَضَلَّنِى عَنِ ٱلذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَآءَنِى ۗ وَكَانَ ٱلشَّيْطَـٰنُ لِلْإِنسَـٰنِ خَذُولًا”

“O gün zalim, ellerini ısırıp şöyle der: Keşke Peygamber ile birlikte bir yol tutsaydım. Yazıklar olsun bana, keşke falancayı dost edinmeseydim! Zikir bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakandır.” (Furkan, 25/27-29)

Buhârî (5534) ve Müslim’in (2628) rivayet ettiğine göre Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“مَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ وَالْجَلِيسِ السَّوْءِ كَحَامِلِ الْمِسْكِ وَنَافِخِ الْكِيرِ”

“İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyan kimse ile körük üfleyen kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana ondan bir miktar ikram eder, ya ondan satın alırsın, ya da güzel kokusunu duyarsın. Körük üfleyen ise ya elbiseni yakar ya da kötü bir koku alırsın.”

Tirmizî’nin Sünen’inde Ebû Hüreyre radıyallahu anh’tan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“الْمَرْءُ عَلَىٰ دِينِ خَلِيلِهِ فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ”

“Kişi, yakın dostunun dini üzeredir; öyleyse her biriniz kiminle dostluk kurduğuna baksın.”

Bu hadis bize öğretir ki insan, dostunun huyunu, yolunu ve yaşayışını benimser. Öyleyse iyice düşünüp taşınmalı; eğer dostunun dini ve ahlakından razı isek onunla dost olmalı, değilsek ondan uzak durmalıyız. Çünkü tabiat ve huy, âdeta çalıntı bir maldır — yakın dostlarımızdan alınır.

Hikmetli bir şair şöyle demiştir: “Kişiyi sorma, dostunu sor; çünkü her insan yakın dostunun izinden gider.”

Buhârî (3336) ve Müslim’in (2638) rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“الْأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ”

“Ruhlar, toplanmış askeri birlikler gibidir. Birbirini tanıyanlar kaynaşır, tanımayanlar ise ayrılığa düşer.”

İyi Arkadaşlığın Meyveleri:

Birincisi: İyi arkadaşlar, Allah’a itaat etmenize, O’na ibadet etmenize ve günahlardan uzak durmanıza yardımcı olur. Yüce Allah, Asr suresinde şöyle buyurur:

“وَٱلْعَصْرِ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ لَفِى خُسْرٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ”

“Asra andolsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.” (Asr, 103/1-3)

İkincisi: İyi arkadaşlar, hayırda yarışmanızı sağlar; birbirinizi mescide gitmeye, ilim meclislerinde oturmaya ve öğrendiğinizle amel etmeye teşvik edersiniz. Yüce Allah şöyle buyurur:

“وَسَارِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا ٱلسَّمَـٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ”

“Rabbinizin mağfiretine ve genişliği gökler ve yer kadar olan, takva sahipleri için hazırlanmış cennete koşun.” (Âl-i İmran, 3/133)

Ve yine buyurur:

“وَٱلْمُؤْمِنُونَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ ۚ يَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ…”

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar…” (Tevbe, 9/71)

Bir genç evlenirken de eşinin ömür boyu bir yol arkadaşı olacağını bilmeli; eş seçiminde son derece dikkatli olmalı, güvenilir kimselerden bağımsız referanslar almalı, acele etmemeli ve doğru kararı vermelidir. Evlilikte kötü bir eş, gerçek bir musibettir.

Üçüncüsü: Salihlerin bulunduğu, Allah’ın zikredildiği, Resûlullah’ın hadislerinin okutulup öğretildiği meclisler, rahmet ve mağfiret meclisleridir. Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği meşhur hadiste, Allah’ın melekleri sokaklarda zikir meclislerini arar, o meclisi kanatlarıyla göğe kadar kuşatır; Allah meleklere sorar, onlar da o topluluğun Allah’ı zikrettiğini, cenneti istediğini, cehennemden sakındığını haber verirler. Sonunda Allah şöyle buyurur: “Şahit olun, onları bağışladım.” Melek der ki: “Aralarında onlardan olmayan biri de vardı, sadece bir ihtiyacı için gelmişti.” Allah buyurur: “Onu da bağışladım; çünkü onlarla oturan kimse mahrum kalmaz.” (Buhârî 6408, Müslim 2689)

Ömer radıyallahu anh şöyle derdi: “Üç şey olmasaydı, bu dünya hayatını yaşamak istemezdim: Oruçlu iken en sıcak vaktin susuzluğu, gece ibadetinde geçirdiğim saatler ve sözün en güzelini, hurmanın en iyisini seçer gibi seçen insanlarla oturmak.”

Tirmizî’nin Ebû Saîd radıyallahu anh’tan rivayet ettiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“لَا تُصَاحِبْ إِلَّا مُؤْمِنًا وَلَا يَأْكُلْ طَعَامَكَ إِلَّا تَقِيٌّ”

“Ancak mümin olanla arkadaşlık et, yemeğini de ancak takva sahibi kimse yesin.”

Kötü Arkadaşlığın Zararları:

Birincisi: Günahkâr arkadaşlar sizi itaatten isyana çevirir, günahları size süslü gösterirler. Ebû Talib’in ölüm döşeğinde, yanında Ebû Cehil ve Abdullah İbn Ebî Ümeyye otururken Peygamberimiz gelip “Ey amcacığım, Lâ ilâhe illallah de” demiş, onlar ise “Abdulmuttalib’in dinini mi terk edeceksin?” diyerek araya girmişlerdi. Ebû Talib bu sözü söylemeden vefat etti. Bunun üzerine şu ayet indi:

“مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن يَسْتَغْفِرُوا۟ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوٓا۟ أُو۟لِى قُرْبَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ”

“Cehennemlik oldukları kendilerine belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve müminlere yaraşmaz.” (Tevbe, 9/113)

İkincisi: Günahkârların meclislerinin çoğunda Allah’ın zikri ve hatırlatma bulunmaz; bilakis Allah’a ve Resûlüne isyan vardır. Tirmizî’nin rivayet ettiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“مَا مِنْ قَوْمٍ يَقُومُونَ مِنْ مَجْلِسٍ لَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ فِيهِ إِلَّا قَامُوا عَنْ مِثْلِ جِيفَةِ حِمَارٍ وَكَانَ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً”

“Bir topluluk, içinde Allah’ın zikredilmediği bir meclisten kalkarsa, mutlaka onlar için bir pişmanlık ve hüsran olur.”

Üçüncüsü: Kötü arkadaşlar sizi kendileri gibi davranmaya davet eder, günahı size süsler. Osman İbn Affân’a atfedilen bir sözde, “Zina eden kadın, bütün kadınların zina etmesini ister” denilmiştir. Bugün sosyal medyada ve medyada gördüğümüz de tam olarak budur — insanlar birbirini günaha ve isyana davet etmektedir. Yüce Allah şöyle buyurur:

“إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ ٱلْفَـٰحِشَةُ فِى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ”

“Müminler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenler için dünyada da ahirette de acıklı bir azap vardır.” (Nûr, 24/19)

Günah ve isyan üzerine kurulan dostluklar, en ufak bir anlaşmazlıkta ya da menfaat kalmadığında dağılır. Allah’a ve Resûlüne itaat, Allah sevgisi ve takva üzerine kurulan dostluklar ise kalıcıdır ve cennette en hayırlı arkadaşlar olarak yeniden bir araya gelirler.

Aziz Müminler!

Sonuç olarak nasihatim şudur: Sünnet ve salih insanların meclislerine devam edin, Müslümanların en hayırlılarıyla oturun, ilim meclislerinden faydalanın, kimseye karşı büyüklenmeyin, yalnızca Allah’ın rızasını arayın. Sünnete bağlı ve samimi olursanız, Allah sizi en hayırlı dost ve arkadaşlara ulaştırır.

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam Peygamberimiz Muhammed’in, ailesinin, ashabının ve kıyamete kadar ona doğru bir şekilde tabi olanların üzerine olsun.

Yazar: Yönetici

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loval %5 İndirim PC
Loval %5 İndirim